BİR ZAMANLAR ANADOLU!

BİR ZAMANLAR ANADOLU!

...

Bir Zamanlar Anadolu

                                               (Henüz Erkekler İcat Edilmemişken)

            Henüz erkekler icat edilmemişti. Evlere doğalgaz gelmemişti. Kombi desen kimse duymamıştı. Seneee… sanırım 1986. Kasetçalarlarda Cengiz Kurtoğlu çalardı; kızlar kız kıza dans eder, genç erkekler Arizona kertenkelesi edasıyla kenardan kenardan sürünerek dans eden çiftleri izlerdi. Kimse kimseye yaklaşamazdı, yaklaşanı da mahalle tarihinden silerlerdi zaten.

            “Hiç unutulur mu okul yılları?” diye inlerdi Cengiz. Unutulur mu hiç… Biz daha gülün aşk çiçeği olduğunu bilmiyorduk. Gül dediğin şey ya gül suyu olurdu ya da reçel. Aşk dediğin şeyle alakası yoktu, mideyle alakası vardı.

            Aşk mektupları yazılırdı.
            “Mektubuma başlamadan önce ne diyeceğimi bilemiyorum…”
            Sanki kaç kelime biliyor da!
            Toplasan on kelime; üçü seviyorum, ikisi özledim, gerisi bağlaç.
            Ah! Şimdiki aklım olsa destan yazardım. O zaman akıl nerde…

            Uzaktan uzağa sevmeler… Aşk sözcüğüne benzeyen ama daha çok şefkat içeren cümleler. Bir de arabulucular vardı. Tarihin gördüğü en ciddi meslek grubu. Bir teklifi iletirken devlet sırrı taşıyor gibi davranırlardı. “Kız tarafı düşünsün, biz haber ederiz.” Ula ne düşünecek, zaten hepimiz düşünmekten kuruduk!

            “Sevgili” demek mi? O kelime bize yasaktı. Okul bahçesinde yan yana yürüyüp hava atmak maksimum ilişki seviyesi. Konuşmalar aşırı resmîydi. Köy şivesi unutulur, İstanbul Türkçesiyle izdivaç yapılırdı ama heyecandan bir anda:
“Nööriim… sen nörüyon?”
diye ağzımızdan kaçıverirdi.

            Keskin bakışlar vardı. Bir de kızın başı bağlıysa otomatik gelen iç ses:
“İlişeni toz duman ederim.”
Kime ediyorsun, zaten bakmaya korkuyorsun!

            Bizde aşk; bir sayfa yazı, bir kuru çiçek. Hadi çok cesursan el ele tutuşma. Öpüşmenin iyi bir şey olduğunu renkli televizyon çıkınca öğrendik. Siyah beyazda anlaşılmıyordu zaten, bulanıktı.

            Sonra Graham Bell telefonu icat etti. Allah razı olsun ama PTT telefon kulübelerinde yaşanan stres, bugünkü borsayı sollar. Sıra bekle, jeton say, kalp atışı 180.
“Ya annesi açarsa?”
“Ya babası açarsa?”
Zaten iki jeton var. Allah’ım sen büyüksün, ne olur o açsın!

            Evin reisi açarsa çat kapat.
            Kız açarsa kısık sesle diplomatik zirve:
            — “Eee nasılsın?”
            — “İyiyim.”
— “Ben de.”
— “Seni özledim.”

Bitti. Dünya barışı sağlandı.

Şimdiki gibi ağzını yaydıra yaydıra “aşkoooom” diyen yoktu. İyi ki de yoktu. O kadar gıcık alıyorum ki… Ağzının üstüne naylon terliğin tersiyle…
Al ula eşşolusu he!

Bir defasında bir kadına arattırdım. Annemsi bir sesle açıldı telefon. Kadın:
“Arayan Okşan…” dedi.
Henüz telefon kapanmadan karşıdan geldi cevap:
“O nasıl isim kız? Aynı… gibi adı var!”

Hâlâ kulaklarımda.
Hâlâ gülerim.



Anahtar Kelimeler: ZAMANLAR ANADOLU!