Bir hava ambulansı sadece hızlı bir nakil aracı mıdır, yoksa pervanelerin altına gizlenmiş tam teşekküllü bir hastane odası mı? Bugün, gökyüzündeki bu teknolojik kalelerin içine giriyoruz ve Uçan Yoğun Bakımların Teknolojisi hakkında bilgiler veriyoruz. Hava ambulanslarını kara ambulanslarından ayıran en temel fark, sadece hızı değil, sunduğu tıbbi hizmetteki derinliktir. Modern bir uçak veya helikopter ambulans, en ağır durumdaki hastayı yani "kritik bakım hastasını" bile stabilize edebilecek kapasiteye sahip birer "uçan yoğun bakım" ünitesidir. Ancak bu üniteleri asıl güçlü kılan, son yıllarda kabin içine giren teşhis teknolojileridir.
Daha önce de yine bu sayfalarda ve akademik ortamlarda da vurguladığım gibi, Hastane Öncesi Alanda Ultrason (USG) kullanımı, acil tıpta oyunun kurallarını değiştirdi. Havada yapılan bir nakil sırasında, hastanın dışarıdan görülmeyen bir iç kanaması olup olmadığını anlamak hayati önem taşır. Geleneksel yöntemlerle, bir hastanın iç kanamasını anlamak için hastaneye ulaşıp BT taraması yapılmasını beklemek gerekirdi. Oysa bugün, avuç içine sığacak kadar küçülen taşınabilir ultrason cihazları sayesinde, uçuş ekibi hastanın karın boşluğunu veya akciğerlerini havada tarayabiliyor. Bir trafik kazası sonrası "pnömotoraks" (akciğer sönmesi) yaşayan bir hastaya, yine benzer şekilde karaiğer, dalak, böbrek gibi organlardan kaynaklı iç kanama geçiren hastaya uçak henüz 10 bin fitteyken teşhis koyup müdahale etmek, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgidir.
Havada hasta nakli konusunda yer alan en dikkat çekici noktalardan biri de "Tele-Tıp" uygulamalarıdır. Hava ambulansındaki monitörler, sadece uçuştaki doktorun görmesi için değil, aynı zamanda yerdeki uzmanların da anlık veri alması için tasarlanmıştır. Hastanın EKG’si, kan gazı değerleri ve ultrason görüntüleri uydu üzerinden hastaneye aktarılır. Böylece uçak piste teker koyduğunda, cerrahi ekip hastanın neye ihtiyacı olduğunu bilerek kapıda bekler.
Bir helikopter kabini dardır; her santimetrekarenin bir amacı vardır. Havada hasta nakli yapılırken özellikle vurgulamak istediğim "ekipman standardizasyonu", bu dar alanda mucizeler yaratılmasını sağlar. Ventilatörlerden infüzyon pompalarına kadar her cihaz, uçuşun titreşimine ve elektriksel sistemlerine uyumlu, sertifikalı ürünlerdir. Bu cihazların küçük olması, işlevlerinin az olduğu anlamına gelmez; aksine, bu cihazlar dünyanın en zorlu koşullarında çalışmak üzere tasarlanmış mühendislik harikalarıdır.
Hava ambulansı sisteminde asıl hedef hastayı "taşımak" değil, hastaneyi hastanın "yanına götürmektir". Bir hastaya en faydalı olacağımız zaman dilimi, o hastanın hastalığının teşhis edildiği an başlar. Tanı koyamıyorsak tedavi eksik kalır. Ultrason ve tele-tıp teknolojileri sayesinde, artık gökyüzünde sadece hastanın kalbi değil, tıp bilimi de hep daha iyiye ve kaliteli hizmete ulaşmaktadır.
Peki, bu kadar teknolojik donanım ve hızın yanında, "fizik" bize ne der? Gelecek yazımızda, yüksekliğin ve basıncın insan vücudu üzerindeki şaşırtıcı etkilerini, yani "Uçuş Fizyolojisi"ni ele alacağız. Neden her uçak ambulans olamaz ve irtifa arttıkça vücudumuzda neler değişir?
Haftaya bulutların biraz daha üzerine çıkıyoruz. Sağlıcakla kalın.