Her hasta uçabilir mi? Ya da daha doğru soru şu: Her hasta uçmalı mı? Hava yoluyla hasta nakli dendiğinde akla gelen ilk şey hız olsa da, bu sürecin perde arkasında devasa bir lojistik yönetim, uluslararası hukuk ve etik kararlar silsilesi yatar. Bir hastayı havaya kaldırmak sadece tıbbi bir ihtiyaç değil, aynı zamanda çok yönlü bir risk yönetimidir.
Bir hastanın hava yoluyla nakledilmesi için temel kural şudur: "Hava nakli, hastanın sağlığına kara naklinden daha fazla yarar sağlamalıdır". Kara yoluyla ulaşımın imkansız olduğu coğrafi engeller, organ nakli gibi zamanın saniyelerle ölçüldüğü durumlar veya hastanın stabilizasyonu için gereken ileri teknolojik donanımın sadece belirli bir merkezde olması bu kararı tetikler. Ancak ekip, hastanın uçuş stresine dayanıp dayanamayacağını da etik bir çerçevede değerlendirmek zorundadır ( Tıbbi parametreler dışında teknik ekip tarafından hava şartlarının uçuşa uygunluğu da ayrıca değerlendirilir).
Sadece şehirler arası değil, ülkeler arası nakiller de günümüzün gerçeğidir. Tatildeyken kaza geçiren bir turistin veya başka bir ülkede tedavi görmesi gereken bir vatandaşın nakli, "Uluslararası Repatriation" protokollerine tabidir. Bu süreçte sadece doktorlar değil; sigorta şirketleri, konsolosluklar ve uluslararası hava sahası otoriteleri birlikte çalışır. Avrupa’da bu sistemler oldukça katı ve yüksek standartlara bağlanmıştır. Danimarka gibi ülkeler, vatandaşı dünyanın neresinde olursa olsun, onu kendi sağlık sistemine dahil etmek için jet ambulans ağlarını birer diplomasi aracı gibi kullanırlar. Uçuş ekibi sadece sağlıkçı değil aynı zamanda koordinatör görevi görürler. Hava Medikal Refakatçisi olarak sağlık ekibinin rolü sadece tedaviyle sınırlı kalmaz. Bu profesyoneller, aynı zamanda uçağın pilotuyla iletişim kuran, pasaport ve vize işlemlerini takip eden ve gidilecek ülkedeki hastaneyle tıbbi terminoloji birliği sağlayan koordinatörlerdir. Hemşireler ve paramedikler, uçuş sırasında hem yoğun bakım personeli hem de operasyon yöneticisi rolünü üstlenirler.
Uluslararası bir uçuşta, uçak hangi ülkenin hava sahasındaysa o ülkenin hukukuna tabi olabilir. Havada gerçekleşen bir ölüm veya tıbbi hata durumu, uluslararası havacılık yasalarıyla (Varşova ve Montreal Konvansiyonları gibi) yönetilir. Bu, hava naklini tıbbi bir eylem olduğu kadar hukuki bir sorumluluk haline de getirir.
Sonuç: Hava ambulansı, sadece bir ulaşım aracı değil, ülkeler arasındaki sınırları şifa için eriten küresel bir ağdır. Doğru planlanmış bir nakil, hastayı sadece başka bir şehre değil, hayata döndürür.
‘Gökyüzünde Yaşam Mücadelesi’ yazı dizimizin son ve beşinci bölümünde, tüm bu zorlu süreçlerin geleceğine bakacağız: "Geleceğin Kanatları: Dronlar, Yapay Zeka ve Sıfır Gecikme." Gelecek hafta vizyonumuzu genişletecek ve tıp dünyasının bilim kurguyla buluştuğu noktayı keşfedeceğiz.
Sağlıcakla kalın .