GÜRÜLTÜ ÇAĞINDA SUSMANIN İMKÂNI
“Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.”
Hiçbir çağda bu kadar çok şey bilmedik. Cebimizde taşıdığımız küçük bir ekranla dünyanın en uzak köşelerine birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Bir sabah uyanır uyanmaz savaşları, krizleri, yeni keşifleri, tartışmaları öğreniyoruz. Fakat zihnimiz hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Bilgi arttıkça berraklaşacağımızı sanmıştık; oysa malumat çoğaldıkça dağıldık. Modern insan artık bilgisiz değil, bilginin ağırlığı altında soluklanan bir yorgundur.
Bu yorgunluk bedende değil, zihnin kıyılarında başlar. Bir konuya uzun süre tutunamama, bir düşünceyi derinleştiremeden başka bir başlığa savrulma hâlidir bu. Her gün yeni bir gündem. Her saat yeni bir tartışma. Her dakika yeni bir bildirim… Dikkatimiz paramparça bir aynaya dönmüştür; her parça bir görüntü taşır ama hiçbir parça bütünü göstermez. Biliriz fakat anlamayız. Duymuşuzdur fakat içimizde yer etmemiştir.
Eskiden bilgi azdı belki ama ağırdı. Taşınır, düşünülür, sindirilirdi. Şimdi ise bilgi hafifledi; parmak uçlarımızın ucunda kayıp giden bir akışa dönüştü. Kaydırdıkça çoğalan, çoğaldıkça değersizleşen bir yığın. Modern insan, malumatın tüketicisi oldu; oysa bilgi, tüketilecek bir şey değil, insanı dönüştürecek bir ateşti.
Bu yüzden yorgunuz. Çünkü zihnimiz sürekli doluyor ama ruhumuz beslenmiyor. Çok şey öğreniyoruz fakat az şeyle değişiyoruz. Her şeyi takip ediyoruz fakat hiçbir şeyi gerçekten yaşamıyoruz. Gürültü artık dışarıdan gelmiyor yalnızca; içimizde de sürüp gidiyor.
Belki de mesele daha çok bilmek değildir. Belki de mesele, bildiklerimizin içimizde bir yere yerleşmesine izin vermektir. Sürekli konuşan, sürekli yorumlayan, sürekli tepki veren bir zihin, sonunda kendi sesini bile duyamaz. Oysa insan, en çok sustuğunda kendine yaklaşır.
Modern dünyanın gürültüsü karşısında susmak bir geri çekiliş değil, bir direniş olabilir. Her çağrıya cevap vermemek. Her tartışmaya katılmamak. Her haberi tüketmemek… Bir metni yavaşça okumak. Bir cümlenin üzerinde beklemek. Bir düşüncenin içimizde mayalanmasına izin vermek. Çünkü hikmet acele etmez; gürültüde büyümez.
Zihnimizi biraz eksiltmeden ruhumuzu çoğaltamayacağız gibi görünüyor. Her şeyi bilmeye çalışırken kendimizi kaybettiğimizi fark ettiğimiz o anda, belki de ilk defa gerçekten öğrenmeye başlayacağız. Ve belki o zaman, susmak bir eksiklik değil, bir imkân olacaktır.