HOŞGELDİN ONBİR AYIN SULTANI
TURİZMCİ GÖZÜYLE
Sivas’ta Ramazan: Bir Zamanlar ve Şimdi
Sivas’ta Ramazan demek, sadece bir ibadet ayı değil; bir şehrin kimliğinin tazelenmesi demektir. Selçuklu’nun vakarı, Osmanlı’nın nezaketi ve Cumhuriyet’in heyecanı bu kadim topraklarda iftar sofrasıyla birlikte aynı sofrada buluşur. Ancak her şey gibi, Sivas’ın Ramazanları da zamanın imbiklerinden geçerek değişiyor. Bugün gelin, o eski “hayat dolu” mahallelerden, günümüzün “modern” meydanlarına bir yolculuğa çıkalım.
Eskiden: Mahalle Kültürü ve Maneviyatın Sessiz Gücü
Eskiden Sivas’ta Ramazan, Çifte Minareli Medrese’nin gölgesinde bir sükûnetle karşılanırdı. Sosyal hayatın kalbi mahallelerde atardı. Komşuluk, iftar sofralarının en temel katığıydı. “Zimem Defteri” geleneğiyle borçlar gizlice ödenir, sağ elin verdiğini sol el görmezdi. Sivas Ketesi’nin kokusu sahur vakti sokakları sarar, Peşküten Çorbası ve Sivas Köftesi iftarın tacı olurdu. Teravih sonrası cami çıkışlarında başlayan sohbetler, kıraathanelerde meddah ve Karagöz-Hacivat oyunlarıyla sabaha kadar sürerdi.
Bugün: Turizm Potansiyeli ve Modern Ritüeller
Günümüzde Sivas, Ramazan ayını daha çok bir gastronomi ve kültür turizmi vitrini olarak kullanmaya başladı. Hızlı trenin şehre kazandırdığı ivme, Ramazan akşamlarında meydanların çehresini değiştirdi. Artık sosyal hayat mahalle aralarından Atatürk Kongre Müzesi ve Tarihi Valilik binasının bulunduğu o devasa “Müze Şehir” meydanına taşındı. İnsanlar artık evlerinde değil, bu tarihi atmosferde bir arada olmayı tercih ediyor. Yerel lezzetlerimiz sadece Sivaslılar için değil, dışarıdan gelen turistler için de bir cazibe merkezi haline geldi. Sivas, “Gurme Ramazan” rotalarının vazgeçilmez duraklarından biri olma yolunda ilerliyor. Geleneksel etkinlikler artık daha profesyonel sahnelerde ve festivaller eşliğinde sunuluyor. Bu durum kültürel mirası canlı tutsa da eski samimiyetin yerini biraz daha görselliğe bıraktığını söylemek mümkün.
Ne Kaybettik, Ne Kazandık?
Geçmişte Sivas Ramazanlarının odak noktası mahalle ve komşuluktu. İnsanlar birbirleriyle yüz yüze görüşür, uzun ve samimi sohbetler ederdi. Ramazan daha çok yerel bir atmosferde yaşanırdı ve dış dünyaya kapalı, sade ama içten bir yapıya sahipti. Günümüzde ise Ramazan daha çok şehir meydanlarında ve toplu etkinliklerde yaşanıyor. İnsanlar arasındaki iletişim artık sadece yüz yüze değil, aynı zamanda dijital paylaşımlar ve görsel sunumlarla da gerçekleşiyor. Bu değişim, Ramazan’ın daha geniş kitlelere ulaşmasını ve turizm açısından önemli bir değer kazanmasını sağladı. Sivas artık sadece kendi halkı için değil, dışarıdan gelen ziyaretçiler için de önemli bir Ramazan şehri haline geldi. Ancak bu gelişmeler yaşanırken, geçmişteki mahalle sıcaklığının ve samimi insan ilişkilerinin bir kısmının azaldığı da hissediliyor.
Sonuç olarak Sivas, o kadim ruhunu hâlâ muhafaza ediyor. Meydandaki o muazzam Selçuklu eserlerinin önünde iftar yapmanın tadı hiçbir modern kentte yoktur. Ancak kültürel mirasımızı turizmle harmanlarken, bizi biz yapan mahalle kültürünü, dayanışmayı ve samimiyeti de korumamız gerekir. Geçmişin bereketi, bugünün imkânlarıyla birleştiğinde Sivas, Anadolu’nun Ramazan başkenti olmaya en büyük adaydır.
Yüreğinizde Allah sevgisi , yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.
Kültür ve Turizm ar-ge yazar: Gültekin Çetin