Tarih: 09.01.2025 07:15

KELEM TURŞUSU!

Facebook Twitter Linked-in

KELEM TURŞUSU                                                                                             

Ben Kübra, ilkokul öğretmeniyim. İlk mesleğe başladığım bu köyde üçüncü görev yılımdayım. Köyümü, öğrencilerimi, köy komşularımı o kadar çok seviyorum ki, sonsuza dek burada öğretmenlik yapabilirim. 

Seferaa adında birisi var burada, 70 - 80 yaşlarında, çok sevimli, çok candan bir amca. Konuştuğu her kelime bir espri, söylediği her cümle bilgelik doludur. 

Seferaa’nın evi, okulumun hemen bitişiğinde, okula ve lojmanıma yirmi metre kadar ötededir. Benimle her karşılaştığında, “Hocaanım, bir şeye ehtiyacın olursa çekinme gel. Ben yoğusam aha benim garı Ayşa evde. Ne lâzımsa soyle, her ehtiyacını gorürük,” der. 

Buradaki ilk yılımda, birinci dönemin sonuna doğru bir gün okulun eski evrak dolabını tanzim etmek üzere açtım. Eski, yıllanmış evraklar, dosyalar, diploma örnekleri, stajyerlik dosyaları, il millî eğitim müdürlüğü ile resmî yazışmalar vs. tozlu tozlu idiler. Bu eski evrakların arasında resmî olmayan bir defter dikkatimi çekti. Evrak değil, kırtasiyeden alınmış bir okul defteri. Defterin kapağına baktım, dolma kalemle büyük harflerle “KARACALAR GÜNLÜĞÜM” yazıyordu, merak edip elime aldım. Çok eski olduğu belliydi. 

Ağustos bozkırındaki ekin tarlaları gibi sararmış sayfalarının tozlarını üfleyip okumaya başladım. Bu bir hâtırâ defteri, bir günlük idi. Bunları yazan muhtemelen eski yıllardan bir öğretmen, defterini burada unutup gitmiş olmalı. 

Günlükleri okumayı bitirince uykum kaçtı, defteri elimden bırakamıyordum. Bazı sayfalarını dönüp dönüp tekrar okudum. Kimi yerleri hüzünlü, kimi yerleri komik ve kesinlikle gerçek hayat hikâyeleriydi bunlar. Gün ağarırken sabah namazına gitmekte olan Seferaa’yı avlusunun kapısında yakaladım. Üstümde eşofmanım, saçlarım darmadağınık… 

“Sefer Amca, Sefer Amcaaaa, dur hele. Bizim okulun eski evrak dolabında bu defteri buldum. Sabaha kadar okudum. Kim bu Yâkup öğretmen?” 

Elimdeki deftere baktı, baktı, baktı, gözleri biraz hüzünlendi, nemlendi. Güleç gözlerini elleriyle kurulayıp yüzüme baktı. 

“Gız ne bu gıyâfet? Get üstünü başını toparla, başına da bi şey ört. Gozlerin gıpgırmızı olmuş. Birez gendine bak, boole gidersen goca bulamayacaan, evde galacaan habarın olsun.” 

Gülümsedi, eliyle ağarmış sakalını sıvazladı ve buğulu gözleriyle ekledi. “Yaagup ooretmen… O deli ne yazmış la hocaanım?”

“Hepinizi yazmış Sefer Amca, pek çok şey yazmış, köyümüzü anlatmış, kim bu?” 

“La niidecaan hocaanım, delinin biriydi. Hadi get bizde gaavaltını yap. Ayşa çayı demlediydi. Ben de namazımı gılıp geleyim, birez oku baa o delinin yazdıklarını. O benim çok çok eyi dostumudu, gıymatlımdı. Solcuydu emme eyi ağnaştıydık. Sedece benim deel, botün koyümüzün gıymatlısıydı, gulakları çınlasın, Allah ona selâmet versin. Namazımı gılıp geleyim birez oku baa ne yazmış o deli.” 

Beyaz sakalını sıvazlayarak, gözlerinin nemini silerek, elli metre ilerideki köy câmisine doğru yavaş yavaş, çınar ağacı dalından kendi yaptığı bastonunun yardımıyla yürüdü. 

O sabah Sefer Amcam ve eşi Ayşe Teyzem’e günlükten çok hoşuma giden birkaç sayfa okudum. Hepsini birden okusam çok uzun sürer, ara sıra gelir hepsini okurum onlara.

***

Okumamı bitirdiğimde baktım ikisinin de, Sefer Amcam ve Ayşe Teyzemin gözleri yaşlı. 

“Sağol la hocaanım, Allah razı olsun. Bu defteri gaybetme, bi gün o deliyi bulursan verirsin.”

“Bulacağım onu Sefer Amca.” 

“Bulursan bi sor, benim bulgur pılavımı ozlememiş mi. Gelsin mısafırım olsun, pılavımdan yisin.” 

“Bulacağım onu Ayşe Teyze. Bulup getireceğim onu sana. Bulgur pilavını beraber yiyeceğiz. Hadi ben okula dersime gidiyorum, kahvaltı için teşekkürler.”  

“Ağşama gel defterden birez daa oku la hocaanım. Gız Ayşa, hocaanıma bulgur pılavı bişir, Yaagup hocanın sevdiğinden olsun, gızarmış guyruk yağlı, tereyağlı. Turşu da go yanına. Yaagup hoca acur, büber, kelem turşusunu severdi. Kelemi çok go.”

“Kelem ne Sefer Amca?”

“Keh keh keh… Gız Ayşa, hocaanıma bizim baaçadaki kelemleri goster. Bunlar keleme lahana diyo.”

(Yazarın notu: Kübra Öğretmen, Karacalar köyümdeki sevgili dostum rahmetli Garadayı’nın torunudur ve hâlen okulumun öğretmenidir.) 

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —