Kur’an Ayı Ramazan: Orucun Kaza ve Keffareti(*)
Ramazan, Kur'an'ın indirilmeye başlandığı bir aydır ve bu nedenle "Kur'an Ayı" olarak anılır. Ramazanı ramazan yapan Kur’an’dır. Bu ayda Kur’an indiği için anlamlıdır ve değerlidir. Bizden öncekilere farz kılındığı gibi, bize de farz kılınan oruç (Bakara: 183), yalnızca fiziksel açlık değil, aynı zamanda manevi arınma, nefsin terbiyesi ve toplumsal dayanışma için bir fırsattır. Oruç bize rızkın Allah’tan olduğu bilincini aşılar ve o rızıktan başkalarına da infak etmenin gerekliliğini öğretir. Oruç bize sahip olduklarımız üzerinde sınırsız, hesapsız bir tasarruf hakkına sahip olmadığımızı hatırlatır; bunun pratik olarak eğitimini verir.
Oruç ayı, Kur’an’ı okumaya, onu daha iyi anlamaya ve hissetmeye yönelik bir fırsattır. Şartlar hakkıyla yerine getirildiğinde ayetler tefsire ihtiyaç bırakmaksızın kendini açmaya başlar, bizi içine çeker, söyleyeceğini söyler. Zira temiz ve doğru bir niyet ile okunduğunda Kur’an insanlığa kurtuluş reçetesidir.
Kur’an’ın ilk emri anlamaktır. Onu dura düşüne anlayarak okumak gerekir. Buna rağmen toplumumuzda çok yaygın olan Ramazanda “hatim indirme” âdeti Kur’an’ı anlamak kaygısından ziyade yüzüne okunmadan hâsıl olacak sevap içindir. Ancak Atay Hoca’dan ödünç alarak söyleyelim; anlamını bilerek okunan bir ayet, anlamadan okunan hatimden daha sevaptır.
Kur'an'ı anlayarak okumak ve hayata aktarmak Ramazan'ın ruhunu yakalamanın temelidir. Bilhassa bu ayda anlamadan yapılan hatimler veya gösterişe dayalı ritüeller bu ayın derûni amacını zedeler.
Orucun Sosyo-Psikolojik Etkileri
Oruç ibadeti ruhumuzu, bedenimizi, aklımızı, duygularımızı ve davranışlarımızı şirkten, hurafelerden, saplantılardan arındırma ve savma tecrübesidir. Oruç, açlıkla empati kurmayı, yoksulları anlamayı ve infak bilincini pekiştirir. Ancak günümüzde Ramazan, tüketim kültürüne yenik düşerek manevi özünden kısmen uzaklaşmıştır. Bu nedenle israf ve gösterişten kaçınmak, bu ayın bereketini korumak için dikkatli olmak gerekir. Resûlüllah’ın örnekliğinde olduğu gibi, oruçlu kişi öfkesine hâkim olmalı, affedici ve merhametli davranmalıdır. Merhum Ali Şeriati’nin isabetle ifade ettiği gibi, oruç, yeme ve içme saatlerimizin değişmesinden ibaret olmamalıdır.
Oruç ibadetinin hikmetleri hakkında çok şey söylenebilir. Bu bağlamda oruç sadece bir açlık ve susuzluk süreci olarak değil, aynı zamanda bireyin manevi gelişimi, öz disiplin ve sorumluluk bilinci (takva) kazanması için bir fırsat olarak düşünülmelidir.
Oruç, Müslümanlar için bir ibadet olmasının yanı sıra aynı zamanda ruhsal bir arınma, nefsi kontrol etme ve toplumsal dayanışma sağlama amacını da taşımaktadır. Bu nedenle oruç tutarken niyetin yalnızca Allah rızası için olması, gösterişten uzak durulması ve bir "muvahhid" olarak Allah’a olan kulluğun farkında olunması gerekir.
Oruç, kişinin ruhunu ve nefsini arındırmasının yanı sıra toplumsal değerlerle de bağlantılıdır. Ramazan ayının sosyolojisi bize, açları ve yoksulları hatırlatır. Dayanışma, paylaşma, yardımlaşma gibi erdemleri teşvik etmesi açısından da önem arz etmektedir.
Oruç ibadeti sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda derin bir manevi deneyim, kimlik bilinci ve takva ile ilgili bir süreçtir. Bu bağlamda oruç, bireyin hem kendisiyle hem de toplumu ile olan ilişkisinde önemli bir rol oynar.
Müslümanların, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek kendi inançlarına sahip çıkmaları gerekir. Ancak alenen oruç yiyenleri, sigara içenleri eleştirip bize saygı göstermeleri beklentisinde de olmayalım. Oruç tutmuyor diye kimseye baskı ve kaba kuvvet kullanmayalım. Zira zoraki saygı olmaz. Unutmayalım ki ibadetlerimiz yalnızca Allah'ın rızasını kazanmaya matuftur. Değerlerimize aldırmayanlara aldırmamak ve tahammül etmek gerekir.
Orucun Kazası ve Keffaret Meselesi
Kur’an’da hastalık ve yolculuk gibi geçici hallerinin Ramazan orucunu erteleme gerekçesi olduğu ve birebir kaza edilmesi net bir şekilde belirtilir. Yine bu haller son bulduktan sonra kaldığı yerden oruçları tutmak gerektiği, kalıcı özürden dolayı oruç tutamayan ve gücü yetenlerin ise fidye vermeleri Kur’an’ın beyanıyla sabittir (Bakara: 184-185).
Ramazan orucunu gününde ve usulüne uygun tutmak esastır. Buna rağmen Ramazan orucunun edası için niyet edildiği halde bilerek isteyerek ve ahlâken geçerli bir mazereti bulunmadan az veya çok yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak suretiyle oruç bozmak; Geleneksel din anlayışında ve Sünni fıkıhçıların kahir ekseriyetine göre 60 günlük bir keffareti/cezayı gerektirir. Ancak bu görüşün Kur'an'da temeli ve karşılığı yoktur. Atmış oruç (iki ay) kefareti “zıhar” (Mücadele: 1-4) ve sehven/hata ile adam öldürmeye (Nisâ: 92) olayları için söz konusudur.
Kasten orucunu yiyen kişinin sanki bir cana kıymış gibi 60 gün ceza orucu tutma içtihadının insaf ve merhametle bağdaşır bir tarafı yoktur. Kaldı ki Kur’an’ın “ceza” mantığı “kısas”a dayanırken, yani misli ile mukabele iken; bu içtihat, cezayı altmış katına çıkartıyor.
Kişi bilerek oruç bozduğunda asıl olan bire bir kaza ve tevbe etmektir. Bu konuda kefaret gibi ağır bir ceza Kur'an'ın adalet ve denge prensiplerine aykırıdır. Kefarete dayanaklık eden tek bir Ebu Hureyre rivayeti vardır ve bu rivayet de Kur'an'ın açık hükümleriyle çelişir. Kaldı ki ibadetlerin ihlalinde dünyevi bir ceza yoktur. Uhrevi sorumluluk ise kişi ile Allah arasındadır.
Sonuç
Ramazan, Kur'an'ın rehberliğinde bir içe dönüş ve yenilenme zamanıdır. Oruç, sadece aç kalmak değil, ahlakî ve sosyal sorumlulukları hatırlamaktır. Geleneksel uygulamaların Kur'an ve akıl süzgecinden geçirilmesi, ibadetlerin özüne dönülmesini sağlar. "Mevsimlik Müslümanlık" yerine, Ramazan'ın kazandırdığı duyarlılığı yıl boyu sürdürmek esastır.
Ramazan ayı nefsine hâkim olmanın, disiplinli davranmanın ve tüketim çılgınlığının frenlenmesi gereken bir zamandır. Bu zaman dilimi az yeme, çok tefekkür etme ve daha fazla infak etme vaktidir. Bu bağlamda Abdestli Kapitalistlerin ve siyasilerin ziyafet şölenine çevrildiği ve tüketim festivaline dönüştürdüğü gösterişli iftar sofralarına itibar etmemek lazım.
“Ramazan'ı ve Orucu; din istismarcısı politikacılardan, resmi kurum ve adamlarından, din şarlatanlarından, televizyon vaizlerinden, din pazarlayan hayız nifas ulemasından, iftarı israf, şatafat ve gösteriş aracı haline getirenlerden kurtarmak ve özgürleştirmek dua ve niyazıyla!”
(*) Bu çalışma daha önce aynı isimle yayınlanan makalemin yapay zekâ marifetiyle kısaltılmış formudur.