MODERN HAYATTA RAMAZAN BİLİNCİ
Hız Çağında Yavaşlamayı Öğrenmek
Modern insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı yaşamaktadır. Gün, bildirim sesleriyle başlamakta; ekranlar, trafik, toplantılar ve bitmeyen sorumluluklar arasında akıp gitmektedir. Böyle bir atmosferde Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; zamanın ritmini yeniden düzenleyen bir bilinç çağrısıdır.
Temel soru şudur: Ramazan, hayatımızın temposunu gerçekten değiştiriyor mu?
1. Tüketim Kültürü ve Ramazan’ın Sadeleşme Çağrısı
Çağımız, tüketim üzerine kuruludur. Daha fazla yemek, daha fazla alışveriş yapmak, daha fazla içerik izlemek normalleşmiştir. Oysa oruç, insanı bilinçli bir eksiltmeye davet eder. Azaltarak çoğalmayı öğretir.
Kur’an-ı Kerim’de orucun farz kılınış hikmeti “takvaya ermek” şeklinde ifade edilir. Takva, sadece haramdan sakınmak değil; ölçülü yaşamayı öğrenmektir. Ramazan bu yönüyle tüketim alışkanlıklarımızı sorgulama fırsatı sunar.
Ne var ki paradoks şudur: Oruç ayı, kimi zaman aşırı sofralarla ve yoğun alışverişle anılır hâle gelmiştir. Bu durum, Ramazan’ın sadeleşme çağrısını gölgelemektedir. Gerçek yavaşlama, midede değil zihinde başlar.
2. Sürekli Meşguliyet Hâli ile Bilinçli Duruş Arasındaki Fark
Modern hayatın en belirgin özelliği sürekli meşguliyettir. İnsan, durduğu anda kendini eksik hisseder. Oysa tasavvufî gelenekte asıl değer, bilinçli duruştadır. Durmak, fark etmek ve içe yönelmek bir zayıflık değil; bir güç göstergesidir.
Ramazan, gün içinde belirli anları kutsallaştırır: sahur, iftar ve teravih vakitleri. Bu zaman dilimleri, akışı kesen bilinçli eşiklerdir. Kişi, sadece saatlere değil; anlamlara göre yaşamaya başlar.
Sürekli meşguliyet hâli insanı dağıtır, bilinçli duruş ise toplar. Ramazan, dağınıklığı toparlayan bir ay olabilir.
3. Ramazan’ı Alışkanlık Değil Farkındalık Ayı Olarak Yaşamak
Her yıl gelen bir ibadet, zamanla alışkanlığa dönüşebilir. Alışkanlık ise bilinci azaltır. Oruç tutmak, iftara hazırlanmak ve bayramı beklemek rutinleştiğinde Ramazan’ın dönüştürücü gücü zayıflar.
Oysa oruç, her gün yeniden niyet etmeyi gerektirir. Niyet, bilinçtir. Bilinç ise farkındalıktır. Bu bakımdan Ramazan, otomatikleşmiş hayatı bilinçli bir tercihe dönüştürme imkânıdır.
Şu soruyu sormak gerekir: Aç kalıyoruz ama gerçekten değişiyor muyuz?
4. Kutsal Zaman Bilincinin Dönüştürücü Etkisi
İnsan hayatı sıradan zaman akışı içinde geçer. Ramazan ise zamanı nitelikli hâle getirir. Aynı gün yirmi dört saattir, fakat Ramazan’da o saatler farklı bir anlam taşır.
Tasavvufî bakışta kutsal zaman, kalbin uyanık olduğu zamandır. Eğer Ramazan, kalpte bir uyanışa vesile oluyorsa; hayatın diğer aylarına da sirayet edebilir. Asıl mesele, bu bilinci Ramazan sonrasına taşıyabilmektir.
Ramazan bize yavaşlamayı öğretirse; sabrı, ölçüyü ve iç dengeyi kazandırırsa; o zaman tempo gerçekten değişmiş demektir.
Sonuç: Tempo mu, Bilinç mi?
Ramazan’ın amacı hayatı geçici olarak yavaşlatmak değil; bilinçli yaşamayı öğretmektir. Eğer Ramazan sadece takvimde bir ay olarak kalıyorsa tempo değişmez. Fakat o, tüketimden ölçüye; dağınıklıktan dikkate, alışkanlıktan farkındalığa geçişe vesile oluyorsa; o zaman kalıcı bir dönüşüm başlar.
Ramazan, hız çağında insanın kendini yeniden bulma imkânıdır. Yavaşlamak, geri kalmak değil; derinleşmektir.