RAMAZAN-I ŞERİF: ZAMANIN ARINIŞI VE KALBİN DİRİLİŞİ
Özgür Taşçı
İslam dünyasında zaman, sıradan bir akış değildir; bazı vakitler vardır ki ilahî hitabın hatırasını taşır ve bu hatıra zamanı derinleştirir. Ramazan-ı şerif, işte bu derinleşmenin adıdır. Oruçla birlikte yalnız beden değil, zaman da arınır. Gün doğumundan gün batımına kadar süren açlık ve susuzluk, insanı maddeden manaya doğru bir yolculuğa davet eder.
Ramazan bir mekteptir.
Bu mektepte ders sabırdır, müfredat merhamettir, sınav ise insanın kendisidir. Açlık, insanın ne kadar kırılgan olduğunu öğretir. Susuzluk, her nimetin aslında bir lütuf olduğunu hatırlatır. Bu ayda en sıradan şeyler bile yeniden anlam kazanır; bir hurma, bir bardak su, bir selam… Ramazan, kıymet bilmeyi öğretir.
Ramazan bir aynadır.
İnsan bu ayda kendine daha çok bakar. Gün boyu nefsini tutabilen biri, aslında içindeki dağınıklığı da fark eder. Öfkesini, sabırsızlığını, kırıcı sözlerini görür. Oruç, insanın yüzüne tutulan sessiz bir aynadır. Kaçamazsınız; kendinizle karşılaşırsınız.
Ramazan bir misafirdir.
Anadolu irfanının ona “ramazan-ı şerif” demesi boşuna değildir. O, sıradan bir takvim ayı değil, hürmet bekleyen aziz bir konuktur. Eve gelen misafir için nasıl hazırlanılırsa, kalp de bu ay için hazırlanır. Fakat çoğu zaman asıl hazırlık sofraya değil, gönle yapılmalıdır. Çünkü Ramazan önce kalbe iner.
Ramazan bir sükûttur.
Gürültülü çağımızda insanın en çok kaybettiği şey iç sessizliktir. Oruç, insanı konuşmaktan çok dinlemeye davet eder. Dil susar, kalp işitir. Sahur vakti bu sükûtun en berrak anıdır. O saatlerde yapılan dua, gündüzün telaşından arınmış olur. Sanki zaman incelir, gökyüzü biraz daha yaklaşır.
Ramazan bir köprüdür.
Zengin ile fakir arasında, tok ile aç arasında, birey ile cemaat arasında görünmez bağlar kurar. İftar sofraları sadece yemek yenen yerler değildir; kalplerin birbirine yaklaştığı duraklardır. Zekât ve sadaka, merhametin somut hâlidir. Teravihte omuz omuza durmak, insanın yalnız olmadığını hatırlatır. Ramazan, bizi birbirimize yaklaştırır.
Ramazan bir diriliştir.
Kadir Gecesi bu dirilişin zirvesidir. O gece insan, ilahî hitaba muhatap olabilen bir varlık olduğunu idrak eder. Bu idrak kalbi uyandırır. İnsan kendi kıymetini fark ettiğinde, içindeki paslı kapılar aralanır. Ramazan, insanın kendi özüne yeniden doğmasıdır.
Sonuçta Ramazan-ı şerif, yalnızca aç kalınan bir ay değildir. O, zamanın arındığı, kalbin yumuşadığı, insanın kendine yaklaştığı bir manevî iklimdir. Her yıl gelir; fakat her gelişinde insana yeniden başlama fırsatı sunar.