STATÜKONUN SONU

STATÜKONUN SONU

...

STATÜKONUN SONU: İRAN OPERASYONU VE AVRASYA’DA GÜÇ BOŞLUĞU

28 Şubat 2026, Orta Doğu’da "vekâlet savaşları" illüzyonunun bittiği ve "doğrudan müdahale" doktrininin en sert haliyle sahneye çıktığı tarih olarak kayıtlara geçti. ABD ve İsrail’in İran’ın karar alma mekanizmalarını hedef alan operasyonu, sadece bir liderin tasfiyesi değil; aynı zamanda 1979’dan beri bölgeyi şekillendiren "direniş ekseni" stratejisinin kalbine indirilmiş bir darbedir.

Ancak realizm bize şunu söyler: Bir güç boşluğu asla boş kalmaz; mutlaka daha büyük bir enerjiyle dolar.

Bölgesel Satrançta "Şah" Çekildi: Şimdi Kim Hamle Yapacak?

İran’da Ali Hamaney sonrası oluşacak liderlik vakumu, Tahran’ı kendi içine dönmeye zorlarken, dışarıdaki kollarını (Hizbullah, Husiler, Şii milisler) birer "başıboş mermi" haline getirme riski taşıyor. Bu durum, İsrail için kısa vadeli bir zafer gibi görünse de uzun vadede kontrol edilemeyen bir asimetrik kaosun kapısını aralıyor.

  • İran’ın "Beka" Refleksi: Tahran, rasyonel bir aktör olarak varlığını sürdürmek ile ideolojik bir intihar saldırısına geçmek arasında bir yol ayırımında görünüyor. Eğer rejim, ayakta kalmak için nükleer kartını "nihai caydırıcı" olarak masaya sürerse, bölge nükleer bir silahlanma yarışının içine düşecektir.
  • Vekâletlerin Otonomisi: Merkezi kontrolünü yitiren milis yapıların, kendi yerel ajandaları doğrultusunda hareket etmesi, Lübnan ve Irak’ı birer "başarısız devlet" modeline yaklaştırabilir.

Ankara’nın Realpolitik Sınavı: Tehdit Yönetimi

Türkiye için bu süreç, duygusal yaklaşımların veya ideolojik tercihlerin ötesinde, tam anlamıyla bir ulusal güvenlik mühendisliği gerektiriyor. Ankara, komşusundaki bu tektonik kırılmayı iki ana eksende yönetmek zorunda:

  1. Güvenlik Kuşağı: İran’ın bölgedeki nüfuzunun kırılması, Suriye ve Irak’ta PKK/YPG gibi yapıların alan kazanmasına yol açabilir. Ankara, bu boşluğu "önleyici müdahale" ile doldurmazsa, güney sınırlarında kontrolü zor bir terör koridoruyla karşı karşıya kalabilir.
  2. Mülteci ve İstikrarsızlık İhracı: İran’da olası bir iç çatışma senaryosu, Türkiye’yi sadece bir göç dalgasıyla değil, aynı zamanda bölgesel radikalleşmenin sıçrama tahtası olma riskiyle de baş başa bırakır.

Küresel Denklem: Washington’un Kumarı, Moskova ve Pekin’in Yanıtı

Bu operasyon, Washington’un "Orta Doğu’dan çekilme" söyleminin bir aldatmaca olduğunu, aksine "maliyeti başkalarına yükleyerek yönetme" stratejisine geçtiğini gösteriyor.

  • Rusya ve Çin’in Pozisyonu: Moskova, Ukrayna’daki yükünü hafifletmek için Orta Doğu’da Batı’yı meşgul edecek bir bataklık arayışında olabilir. Çin ise enerji güvenliğini tehdit eden bu hamleye karşı, İran üzerindeki ekonomik ve diplomatik koruma kalkanını kalınlaştırabilir. Bu da bölgenin çok kutuplu bir rekabetin ana cephesi haline gelmesi demektir.

Sonuç: Düzen mi, Dağılma mı?

Bugün yaşananlar, Westphalia düzeninden kalan "egemenlik" kavramının, büyük güçlerin stratejik çıkarları karşısında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtladı. Dünya, artık kuralların değil, "fiili durumların" yönettiği bir döneme girmiştir.

Türkiye bu denklemde, ne Batı’nın ileri karakolu ne de Doğu’nun savunma hattı olmayı seçebilir. Ankara için tek rasyonel yol; sert gücünü masadaki diplomatik ağırlığıyla tahkim ederek, bu yangının kendi evine sıçramasını engelleyecek bir "stratejik otonomi" inşa etmektir.

Zira bu yeni dönemde, sadece oyun kurabilenler ve kurulan oyunu bozabilenler hayatta kalacaktır.

NOT: Westphalia’nın Tarihî Anlamı

1648’deki Vestfalya Barışı ile:

  • Devletlerin egemenliği tanındı.
  • Devletlerin iç işlerine dış müdahalenin sınırlandırılması ilkesi benimsendi.
  • Din savaşları büyük ölçüde sona erdi.
  • Avrupa’da güç dengesi fikri kurumsallaşmaya başladı.

Bu düzen, genellikle Westphalian Sistem olarak anılır.

Bugün küresel krizleri tartışırken Westphalia’ya atıf yapılmasının nedeni, hâlâ o düzenin mirası içinde yaşıyor olmamızdır.



Anahtar Kelimeler: STATÜKONUN