TAHRAN’IN İNCE AYARI

TAHRAN’IN İNCE AYARI

...

TAHRAN’IN İNCE AYARI: TEŞEKKÜRLER ANKARA, AMA SEN DIŞARIDA KAL!

Özgür Taşçı

Ortadoğu’nun kadim satranç tahtasında hamleler yine hızlandı. ABD ile İran arasındaki gerilim hattında Türkiye, komşuluk hukukunun ve bölgesel istikrarın gereği olarak İran’ın yanında saf tutuyor, diplomatik kalkanını kaldırıyor. Tahran bu desteği her fırsatta nazikçe selamlıyor; ancak iş "masaya oturmaya" geldiğinde Ankara’yı salonun dışında tutmak için elinden geleni yapıyor. Peki, bu bir vefasızlık mı, yoksa soğukkanlı bir devlet stratejisi mi?

İran’ın Türkiye’ye yönelik bu "mesafeli teşekkürü" aslında tesadüfi değil, aksine Tahran’ın dış politika doktrininin temel taşlarını oluşturuyor. Gelin, bu diplomatik paradoksun perde arkasındaki dört kritik maddeye bakalım.

1. Masada "Devler Ligi" İllüzyonu

İran için dış politika, sadece sonuç almak değil, aynı zamanda bir imaj savaşıdır. Tahran, kendisini bölgenin herhangi bir ülkesi olarak değil, binlerce yıllık devlet geleneğiyle Batı’ya meydan okuyan bir "büyük güç" olarak konumlandırıyor. ABD ile pazarlık yaparken araya Türkiye gibi bir bölgesel gücü sokmak, İran’ın gözünde meseleyi bir "bölgesel sorun" seviyesine indirgemek anlamına geliyor. Oysa Tahran, Washington ile doğrudan muhatap olarak dünyaya şu mesajı vermek istiyor: "Biz, sizinle aynı ligdeyiz."

2. NATO Üyeliğinin Yarattığı "Gri Alan"

Ankara ne kadar samimi bir destek verirse versin, Tahran’ın stratejik kozalarında Türkiye’nin NATO kimliği hep bir "parantez" olarak duruyor. Kürecik’teki radarın veya İncirlik’teki varlığın farkında olan bir İran, krizin en kritik anında Türkiye’nin -ister istemez- Batı ittifakının güvenlik şemsiyesi altına çekilebileceğinden endişe ediyor. Bu güven açığı, Türkiye’nin "tarafsız kolaylaştırıcı" rolünü İran nezdinde bir "güvenlik riskine" dönüştürüyor.

3. İki Rakip, Tek Coğrafya: Nüfuz Savaşı

Suriye’den Irak’a, Kafkasya’dan Lübnan’a kadar her noktada Türkiye ve İran gizli bir rekabetin içinde. İran, Türkiye’nin arabuluculuk başarısını sadece barışa hizmet eden bir adım olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel liderliğini perçinleyen bir "diplomatik zafer" olarak okuyor. Tahran, komşusunun eline bu kadar büyük bir siyasi koz vermeyi, kendi bölgesel nüfuzu için bir tehdit olarak görüyor.

4. "Hafif Sıklet" Arabulucu Tercihi

Tahran’ın arabuluculuk tercihlerine baktığımızda; Umman veya Katar gibi daha "sessiz" aktörleri görüyoruz. Neden mi? Çünkü bu ülkelerin İran’a dayatacak bir siyasi ajandaları veya bölgede İran’la yarışacak bir güç kapasiteleri yok. Onlar sadece güvenli birer postacı. Oysa Türkiye, masaya oturduğunda sadece mesaj taşımaz; kendi çıkarlarını, kendi tezlerini ve kendi ağırlığını da o masaya koyar.

Sonuç Olarak; İran, Türkiye’nin diplomatik desteğini Batı bloğunda bir çatlak yaratmak için maharetle kullanıyor. Ancak gerçek pazarlık anı geldiğinde, yanında bir "ağır sıklet" değil, sözünü kesmeyecek bir "kolaylaştırıcı" istiyor. Ankara için bu durum sinir bozucu görünse de, Ortadoğu’nun sert realizmi tam olarak budur: Dostluklar alkış içindir, pazarlıklar ise güç için.



Anahtar Kelimeler: TAHRAN’ AYARI