Zekât: Serveti Temizleyen, Toplumu Dirilten İlahi Adalet
Bir düşünelim…
Bir şehirde lüks evlerin ışıkları geceyi aydınlatırken, aynı şehrin arka sokaklarında bir annenin çocuklarına “Bugün sabredin yavrularım, yarın belki bir rızık kapısı açılır” diyerek onları uyutmaya çalıştığını…
Bir tarafta sofralarda çeşit çeşit nimetler bulunurken, diğer tarafta bir yetimin ekmek parası için gözyaşı döktüğünü…
İşte zekât, bu iki dünya arasındaki mesafeyi kapatmak için Allah’ın koyduğu ilahi bir adalet köprüsüdür.
İslam sadece bireyin Rabbine karşı kulluğunu düzenleyen bir din değildir; aynı zamanda toplum hayatını adalet, merhamet ve kardeşlik üzerine kuran ilahi bir nizamdır. Bu nizamın en güçlü sosyal kurumlarından biri de zekâttır.
Zekât yalnızca bir mali ibadet değildir. Zekât; kalpleri birbirine yaklaştıran, toplumun yaralarını saran ve sosyal dengeyi ayakta tutan ilahi bir rahmet kapısıdır. Zengin ile fakir arasındaki mesafeyi azaltır, gönüller arasında sevgi ve güven oluşturur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Onların mallarından sadaka (zekât) al ki, onunla onları temizleyip arındırasın.” (Tevbe Suresi, 103)
Bu ayet bize açıkça şunu öğretir: Zekât sadece fakirin ihtiyacını karşılayan bir yardım değildir; aynı zamanda zenginin malını ve kalbini temizleyen bir ibadettir.
Kur’an-ı Kerim’de zekâtın çoğu zaman namazla birlikte zikredilmesi de bu ibadetin önemini ortaya koymaktadır: “Namazı kılın, zekâtı verin.” (Bakara Suresi, 43)
Bu beraberlik bize önemli bir hakikati hatırlatır: Namaz Allah ile bağımızı güçlendirir, zekât ise toplumla bağımızı güçlendirir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) sadakanın insan hayatındaki etkisini şöyle ifade etmiştir: “Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür.” (Tirmizî, Birr, 45)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
(Hâkim, el-Müstedrek, II, 15; Beyhakî, Şuabu’l-Îman, VII, 80)
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) infakın bereketini şu sözleriyle dile getirir: “Sadaka malı eksiltmez.”
(Müslim, Birr ve Sıla, 69; Tirmizî, Birr, 82)
Bu hadisler bize şunu gösterir: İslam’da zenginlik sadece bir nimet değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
Bugün Müslüman toplumların en büyük imtihanlarından biri, servetin belli ellerde toplanması ve ihtiyaç sahiplerinin unutulmasıdır. Oysa zekât, bu dengesizliği ortadan kaldıran ilahi bir adalet mekanizmasıdır. Zekât verildiği zaman fakir sadece maddi olarak desteklenmez; aynı zamanda toplumun bir parçası olduğunu hisseder. Böylece kin ve haset azalır, kardeşlik ve dayanışma güçlenir.
Zengin Müslümanlar şunu asla unutmamalıdır: Malın gerçek sahibi insan değildir. Mal, Allah’ın insana verdiği bir emanettir. Kur’an bu gerçeği şöyle hatırlatır: “Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin.”
(Nur Suresi, 33)
Yani fakirin hakkı zenginin malında zaten vardır. Zekât vermek bir lütuf değil, bir hakkı sahibine teslim etmektir.
Bugün etrafımıza dikkatle baktığımızda sessizce imtihan veren nice insan görürüz: Yetimler, borç yükü altında ezilenler, geçim sıkıntısıyla mücadele eden aileler… Eğer zenginler zekât ve infak görevini hakkıyla yerine getirirse, toplumda ne aç kalır ne de gönlü kırık insan kalır.
Son Söz
Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanlar yoklukla mücadele ederken, bazı Müslümanlar büyük servetlerin üzerinde oturmaktadır. Oysa unutulmamalıdır ki o malların içinde yetimin gözyaşı, fakirin hakkı ve muhtacın duası vardır. Zekât verilmediği zaman servet büyür ama merhamet küçülür; zenginlik artar ama huzur azalır. Geliniz, mallarımızı kasalarda değil, Allah katında çoğaltalım. Çünkü yarın mahşer günü bize sorulacak soru şudur: “Sahip olduklarınla kaç gönül doyurdun, kaç yüreği sevindirdin?” İşte o gün yüzümüzün ak olması için bugün zekâtla toplumun yaralarını sarmak zorundayız. Zira zekât sadece fakirin ihtiyacını gidermek değil, insanlığın vicdanını ayakta tutan ilahi bir adalettir….
Selahattin Yılmaz. Kayaş Cami İmam-Hatibi