Selim Yıldız


Barış Manço


TÜRK KÜLTÜRÜNÜN TAŞIYICISI BİR BİLGE SANATÇI: BARIŞ MANÇO

(2 Ocak 1943-1 Şubat 1999)

      20. yy´da Türk kültürüne ve Türklüğe hizmet etmiş önemli isimlerden biri şüphesiz Barış Manço´dur. Japonların ifadesiyle de ?sebzelerden şarkı yapan adam?dı. Barış Çelebi diye anılan Barış Manço 1991´de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı ödülüne layık görülmüştü. İnsanları, bitkileri, sebzeleri, hayvanları, eşyaları kısaca bütün bir tabiatı ve evreni dünyaya ve insanlığa taşımıştır. Kezban, Zeynep, Nazo Gelin, Mehmet Ağa isimlerini şarkılarında işlemesi yönüyle de bizden biri idi.  O, atasözleri ve deyimlerden örülü şarkıları ile Türk çocuğunun dil ve edebiyata olan ilgi ve aşinalığını artırmıştır. Doğru, isabetli ve olması gereken bir yaşam tarzının öcülüğünü yaparken öz kültüründen de taviz vermeden aynı zamanda bir duruş ve tavır adamı da olmuştur. Barış Manço, aşık tarzının 20. yy´daki dönüşmeye, değişmeye, gelişmeye dönük yüzü ve yansımasıydı. Barış Manço bizce sözel yaratıcılığı, hikaye aktarışı, şarkılarında sorunları ortaya koyması ve çözüme kavuşturması yönüyle bir ?Dede Korkut? ve bir ?Bilge? kişiliktir.

Barış Manço´nun aşık tarzı ile bağlarına ilk dikkati çekenlerden birisi Umay Günay olmuştur.  Umay Günay bilindiği üzere Alparslan Türkeş´in kızıdır. Umay Günay, Yetik Ozan ve Firkati mahlasıyla Aşık Edebiyatı içerisinde gördüğümüz Turgut Günay´ın eşidir. Turgut Günay, 14 Aralık 1978´de intihar etmişti. Hacettepe Üniversitesi öğretim görevlisi olan Günay´ın çalışmaları Töre ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde yayınlanıyordu. Onun son şiiri  ?Otuz Yedinci Damla? idi. Burada İbrahim Metin´in Turgut Günay hakkında söylediklerini yazmadan geçemeyeceğim. İbrahim Metin onun hakkında şöyle demektedir.

?Cumhuriyet döneminde, sahasının yıldızı olarak kabul ettiğim;?Şiirin sırrına erenlerden´ Yetik Ozan; telaşlı bir halde Devlet Gazetesi ve Töre Dergisi´ni bastığımız, Yeni Işık Matbaası´na geldi. ?Otuz Yedinci Damla´ şiirini, yanındaki desenlerle ve imzalamış olduğu kısa notla birlikte, yukarıda italik olarak basılmış mısraları, daktilonun kırmızı şeridi ile yazdığı kağıdı, kapı önünde, elime tutuşturup gitti. O yıllar, Türkiye´miz gibi, Yetik Ozan´ımızın da buhranlı günleriydi? Şiiri yayınlayamadık??Divitleri´ni kırdığı zaman olduğundan, belki bu, O´nun son eseriydi? Bir kopyasının daha olmadığını zannettiğim mısraları, edebiyat tarihine emanet edemeden kaybetmiş olmanın vicdan azabını, uzun süre çektim?Yıllar sonra ise, bulmanın sevincini yaşadım. Sana Gelirim; şiirinde: ?Var olmak bu ise bıktım; /Yok olur sana gelirim´ ve Can Pazarı´ nda ise: ?Kurt, kabrini´ ?Kendi pençesiyle kazar´. ?Kurulmuş öç doruğu´na ?Can verip şan alacağım.´ demişti? Şimdi: ?Çelikten kanatlarla´ çıktığı göklerde, ?Başında tolunaylar dalgalanı´yor mudur?
?Yarasına tuz bas´tığımızı, ?Göğe adam as´tığımızı ve O´nun, kırmızı şeritle aktardığı mısralardaki ?Elveda´yı, bize şairce söylediğini, gafletimizden anlayamamıştık?
Ve otuz altıncı ?damla´, ?Otuz yedi´ye girdiğinde, otuz yedilik baharında:
?Kanamadan son zaferin tadına/Binip ülkümüzün bengi atına/Kür-şad´ın izinden cennet katına..´; ?Gökçe gülleri al eyleyip´; ?Bakır bulutları şal eyleyip´; uçtu gitti??

Turgut Günay´ı Saim Sakaoğlu, Sadık Kemal Tural, Ahmet Bican hocalar ve tanıyanlar bilenler yeri geldikçe ifade etmektedir. İnternet sitelerinde, gazete köşelerinde hakkında yazılanlara hep rastlarım. Dost sohbetlerimizde de çoğu zaman isminin geçtiği olur.

Umay Günay´ın Barış Manço´ya dikkat çekmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, başta Türk kültürüne sonra eşi Turgut Günay´a  olan vefanın bir yansımasıdır diye düşünüyoruz.  Onun Barış Manço üzerinde topladığı dikkati, Özkul Çobanoğlu, Saim Sakoğlu ve Öcal Oğuz hocalar  derinleştirmişlerdir.

Dilaver Düzgün´ün anlatımlarına gore, Barış Manço´nun eserleriyle yüzyıllar boyunca âşık edebiyatının ortaya koyduğu ürünler karşılaştırmaya tabi tutulduğunda ikisi arasında önemli benzerliklerin bulunduğu görülür. ?Benim yaptığım âşık edebiyatının devamı, âşıklarla çok sıkı bağlarım var, onlardan esinleniyorum. Firkati, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu ve sair. Onlarla benim aramızda pek fazla fark yok yaptığımız iş açısından? biçiminde aşık tarzı ile ilişkisini değerlendiren Barış Manço, bir yandan âşık tarzının müzik eşliğinde şiir söyleme boyutunu, diğer yandan hikâye anlatma tekniğini, geliştirmeye çalıştığı sanat formunun imkânları içinde eriten ve dinleyicisine sunan bir sanatçıdır.

Bariş Manço bir fenomendir. Özkul Çobanoğlu Barış Manço fenomeni olgusunun dört temel birleşiği olduğunu belirtmektedir. Bunlar:

1-Barış Manço, Hepimiz gibi şu gelimli gidimli iki ucu düğümlü dünyada mekan tutmuş bir fani kişidir? Bütün büyük aksiyon, tefekkür ve sanat adamlarının ortak özlemi gibi onun da biricik isteği olan anlaşılmaktır. Bu özlem bir fani olarak yaşarken anlaşılmaktır.

2-Barış Manço, duygu ve düşüncelerini dışa vurduğu sanatsal iletişim formunu icraya başladığı andan itibaren suya atılan bir gül gibi etrafında oluşturduğu duygu düşünüş ve ürperiş halesinin Anadolu yaylasından başlayarak dalga dalga halka halka uzak doğudan uzak batıya kadar yayılmasının mimarı olan ölümsüz sanatçı kişiliktir.

3-Barış Manço´nun sanatçı kişiliğinin hemen yanı başında ve ondan şeklen de olsa bağımsız bir hayata kavuşan eserleri vardır.  Bunların başında da  onun o kendine has üslubuyla oluşturduğu yeni zaman türküleri gelir.

4-Barış Manço bir aksiyon veya eylem adamı olarak ortaya koyduğu ve yediden yetmişe yediye benimsettiği davranış kalıpları ve onların arka planını oluşturan değerlerin davacısı, bir eğitim ve sosyal terbiye mütefekkiri olan ?Gül Baba postu?nda bir misyoner yahut aksiyoner bir kişiliktir. 

Barış Manço´nun fani bir kişilik olarak ölüm karşısında boynu büküktür. Derslerimde  sık sık ?ölüm karşısında en çok boynu bükük olan milletin Türk milleti olduğunu? ifade ederim.  Bu bağlamda içinden çıktığı millet gibi Manço da hayata böyle bakıyordu. Onda Bilge Kağan´ın ?Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım?; Dede Korkut´un, Hani dediğim Bey erenler? Dünya benim deyenler? Ecel aldı, yer gizledi, Fani dünya kime kaldı? Gelimli, gidimli dünya, En son ucu ölümlü dünya!?; Yunus´un ?Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer, Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez. Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalımSevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz mısralarıyla fani dünya karşısındaki seslerini görmemiz mümkündür. 

Bu bağlamda Bariş Manço, fanilik karşısında ölüm ile aşkı son yüzyılımızda en iyi işleyen bir sanatçı olmuştur. Bir tarafta ?Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı 
Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca? derken ?Ölüm Allah´ın Emri? adlı eserinde;

?

Gün batışında sular kararır
Bir hüzün çöker dolar gözlerim
Karlı dağlardan aşan yollarda
Bir hüzün çöker dolar gözlerim

Kim aramış kim bulmuş dertlerine çare
Ölüm Allah´ın emri ayrılık olmasaydı

Yıllarca seni bekledim durdum
Göç vakti geldi artık yoruldum
İstemem tatsın aşk acısını
Her kim anarsa Barış adını

dizeleriyle ölüme giden yolda günün batması, suların kararması, hüznün çöküşü, karlı dağlarda yürünmesi nihayet göç vaktinin geldiğini haber veriyordu. Bu haberler, Orhun Abidelerinde geçen ?göğün çökmesi ve yer yarılması? gibi yanı kıyamet çağrışımı vermektedir. Kıyametin bilincinde olan Barış Manço´nun bir şarkısında da ?Allah´ım güç ver bana? yakarışı da faniliğin dile gelişidir.

Barış Manço, ?Nane Limon Kabuğu? ile bir şaman, kam, Uygur hekimi veya Lokman Hekim olup yüzyılımızda canlanmıştır.

?Alla Beni Pulla Beni? ile sevgililer dile gelmiştir. Kadın dağların delinmesi, denizlerin kurutulması, gök kubbenin yere çalınması,  saçlarına yıldızlardan taç yapılması, güneşin söndürülmesine verdiği tepki yoluyla çok şey istememektedir. Beklenti en güzel haliyle samimi bir dokunuş ve sevgidir. 

Hüznün çöküşü, hücresinin soğukluğu, demir kapının yüzüne kapanması karşısında ümidi Tanrı´da görmesi ayrı bir kendinden geçme ve kendini bulma halidir. ?Dört kitaptan baslayalim istersen gel söze/Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade/O´nu düsün O´na sığın, O senden öte benden ziyade? dizeleri Barış Manço´nun belki de Yunus gibi Tanrı´da dağılışının en güzel yansımasıdır.

O, Tanrı´da dağılışın bir sonucu olarak da ona ulaşmak için yol aramıştır. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat olarak bilinen Dört kapıdan girmek Tanrı´sına ulaşmak istemişitr. ?Dört Kapı? da şöyle der:

Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasan da olur
Ilık bir tas çorba yeter
Rızkım buymuş der içerim

Kadir kıymet anlayana
Sandık açmasan da olur
Kırk yamalı hırka yeter
İdris biçmiş der giyerim

Bir çorbayla karnım doydu
Hırka bana yorgan oldu
Birde kalem tutmayı öğret
Kırk yıl sana hizmet ederim
Bana bir harf öğret yeter
Kırk yıl sana hizmet ederim

Barışım uzaktan geldim
Dört kapı önünde durdum
Dört kapıdan geçemezsem
Geldiğim gibi giderim

Doğduğu, yaşadığı topraklarda toprakla yoğrulmuş ve toprakları için yorulmuş bir büyük isim olan Barış Manço bir Türk beyi edası ve tavrıyla Türk kültürünün çok önemli bir taşıyıcısı olmuştur. ?Yaz Dostum? da selam almak, yoksulun yedirilip içirilmesi, garibin giydirilmesi, öksüzün kolunun kanadının sarılması yönüyle Barış Manço´da bir sosyal devlet, bir tarih, bir Alp tipi yükselmiştir.  O, ölümüne kadar yaptığı programlarla Türk toplumu için model olmaya çalışmış ayrıca benliğinden kopmadan Türk´ü dünyaya, dünyayı Türk´e açmıştır.