"Kulu Muhammed´i geceleyin, Mescid-i Haram´dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid- i Aksâ´ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O´dur." İsra Suresi, 1. Ayet.
İsra "gece yürüyüşü", Miraç "göğe yükselme". Miraç kelimesi Arapça´da "yükseğe çıkma" anlamına gelen "uruc" (merdiven) kökünden gelmektedir. İlk Siyer kaynakları Miraç olayını rüya sırasında olan bir şey veya uykudayken gerçekleşen bir hadise olarak değerlendirmektedirler. Kur´an´da İsra Suresindeki: ?Sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kur´an´da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik." ayetinde bahsedilen rüyanın Miraç olayı olduğu belirtilir. Mehmet Azimli´ye göre, Hz. Peygamber´in, rüyasında gördüklerinin sahabeye aktarılması ve birçok ilave ve abartılarla yeniden bir senaryo ile işin büyütülmesi sonucu konu aslından çok ötelere götürülmüştür. Bu abartılar ise daha çok Ehl-i Kitap´la yapılan peygamber yarıştırması sonucu diğer dinlerde anlatılan Miraç anlatımlarının transferi ile oluşturulmuştur.
Semaya yükselme düşüncesi eski Fars ve Hint mitolojilerinde, diğer dinlerde, Türk mitolojinde ve Yahudi geleneğinde de vardır. Şinasi Gündüz vd. "Dinlerde Yükseliş Motifleri ve islam ´da Miraç" adlı kitabında yazdıklarına göre, Musa ve İşaya gibi peygamberlerle bazı tarihi şahsiyetlerin yeryüzünden semaya yükseldiğine inanılır. Özellikle melek Yahoel tarafından semavi bir vasıtayla bulut içinde göğe yükseltilen Hz. İbrahim´in rabbinin tahtını müşahede edişiyle ilgili tasvirlere sonraki Yahudi literatüründe rastlanmaktadır. Hristiyanlık inancına göre de Hz. Isa çarmıha gerildikten sonra mezarından çıkıp ilahi aleme yükselmiştir (Matta, 28/1 -7; Markos. I 6/19) . Diğer yandan Pavlus´un Kudüs´e doğru giderken melek eşliğinde göğe yolculuk yaptığı rivayet edilir.
Türk mitolojisinde de yaratılışın ve kökenin göğe dayandırılması muhteşem bir düşüncenin eseridir. Kurttan türeme efsanesinde kurdun bir Gök Kurt olması, Ağaçtan türeme efsanelerinde ağacın köklerinin göklerde olması, Kartal´dan türeme efsanelerinde Kartal´ın gök merkezli olması hep bu muhteşem duyuş ve düşünüşün eseridir. Bu Tanrısal duyuş ve düşünüş ki Türk´ü göklere çağırmıştır. O yüzden iyi bir kişi öldüğünde uçtu veya uçmağa vardı denilirdi. Yani göklere yükselinilirdi. O yüzden şamanlar keçe veya dokuz çentikli bir ağaçla göğe çıkma törenleri düzenlerdi. O yüzden kağan olacak kişi keçe üzerinde göğe kaldırılırdı. O yüzden bugün Türk askeri omuzlarda en büyük asker bizim asker diye göğe uzatılır. O yüzden eski Türkler göğe ok atardı. Bugün ise o yüzden düğünde, toyda, bayramda göğe doğru silah atışları yapılır. Yine Türkler tarafından "Kutup Yıldızı" Gök direği olarak düşünülmüştü. Kutsal gök direği Demir Kazık veya Saha Türklerinin dediği gibi Demir Ağaçtı. Göğün direği Türk için bir "Dayak" idi. Köy meydanlarında ve hatta bazı köy evlerinde bu gök direklerini görmeniz mümkün. Türkler tarihçi Bahaddin Ögel´e göre, ?Çadırı bir gök kubbesi, çadırın direğini Gök direği ve bacasını da göğün kapısı gibi? düşünmüşlerdi. Türk mitolojisinde bu direkler Tanrı´ya uzanan yoldu. Bu yüzden de göğe çıkma törenleri düzenlenirdi. Bayrak asma, ağaçlara bez bağlama hep Tanrı´ya ulaşma ile ilgilidir. Ayrıca Türk mitolojisinde bu gök direklerinde Tanrı´nın hakimiyetinin bir sembolü olarak çift başlı kartal tünemektedir. Türklerin İslâmiyeti kabul etmeleriyle yerden göğe doğru uzanan direk, artık Muhammed olmuştur. Alevîlikte buna, Ali de dahil edilmiştir. Göğün direği Muhammed ve Ali olmuştur.
"Yakdıcağım bir çırağdır,
Yerden göğe bir direkdir,
Bindiceğim bir burakdır,
Allah bir, Muhammed, Ali!?
Yani varlığın kaynağına dönülür ve yol alınırdı. Sonsuz olan Tanrı bu bilginin, devrin ve devranın kaynağıdır. Alevi-Bektaşi düşüncesinde Hz. Muhammed, Miraç yolculuğu sırasında yolu bir arslan tarafından kesilmiş ve Hz. Muhammed onun ağzına peygamberlik mührünün bulunduğu yüzüğünü atmıştır. Yol açılmıştır. Hz. Muhammed, Miraç dönüşü "Kırklar"la "Cem"de buluşmuştur. "Cem" de Hz. Ali´yi ve parmağındaki yüzüğü, arslanın ağzına attığı yüzüğü fark etmiştir. Hakikat olarak Ali´yi işaret etmiştir. Şah Hatai´nin ifadesiyle;
?Yedinci felekte arslan görünen
Hatemin ağzına veren sır eden
Gelüb kırklar ile cemde bulunan
Cümlesine serdar olan Ali´dir.?
Miraç´tan bugün anlayacağımız hızdır. İlimde, teknikte ve geleceğin dünyasında mensubu olduğumuz millet adına rüyalar görmek ve o rüyaları gerçekleştirmektir. Hakikati aramaktır. Bu yüzden okumalıyız. Dağları, ovaları, ağaçları, kuşları, kurtları okumalıyız. Irmakları, pınarları, bulakları, gözeleri okumalıyız. Gök yüzünü, ayı, güneşi, yıldızları okumalıyız. İnsanı okumalıyız. İnsanın gözlerini en çok da yüreğini okumalıyız. Hepsi Tanrı´nın ayetleridir.
Her zaman ilmin hikmete; tecrübenin hakikate ulaştırması ve yapacağınız her iyi işin, güzelliğin miraç hızı ile gerçekleşmesi dileğiyle?

