İsra Olayı ve Miraç
İsrâ hadisesi, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya yapılan gece yolculuğunu anlatan Hz peygamberin kişisel tecrübesidir. Olayın Mi’raç ile ilintilenmesi ve birbirinin devamı olaylar olarak anlatılması/anlaşılması yanıltıcıdır. Zira İsrâ gerçek bir olay iken Mi’raç kurgusal bir anlatıdır. İsra gece düz/yatay bir yolculuktur, Miraç ise dikey bir yükselmeyi ifade eder.
Fazlurrahman’a göre Miraç, Sünniler tarafından İsa’nın göğe çıkışına benzer bir şekilde geliştirilip hadislerle desteklenen; malzemelerini çeşitli kaynaklardan alan tarihi bir kurgudan başka bir şey değildir
İsrâ hadisesinin rüya boyutun da mı, gerçek bir yolculuk mu şeklindeki tartışma bir yana, olayın Müslümanlara putperestlerin artan baskıları ve ardından gelen sosyal-ekonomik boykotlar, Hz. Hatice ile Ebû Talib'in ölümü nedeni ile "hüzün yılı" olarak adlandırılan bir dönemde gerçekleşmiş olması Hz Peygamber’e moral olması bakımından çok önemlidir. Mahiyeti hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğimiz bir ödüllendirmedir.
Mi’raç konusu kaynaklarımızda tartışmalı bir şekilde ele alınmakta ve bazı yorumlar Kur’an’a aykırı bulunarak eleştirilmektedir. Hüseyin Atay Hocaya göre Hz Muhammed’in ölümünden sonra İslam dünyasında O’nu yüceltmek gayesiyle çokça mitoloji türünde anlatılar ve yazarlar çıkmıştır. Sözü edilen mitolojik anlatıların en meşhuru ise Mi’raç anlatısıdır.
Dinler tarihi literatüründe din kurucuları ve kahramanların metafizik âleme yükselişine dair birçok anlatı bulunmaktadır. Fazlurrahman’ın "kurgu" olarak nitelendirdiği Mi’raç hikâyesi Zerdüşt'ün Ahura Mazda ile olan mitolojik deneyimiyle çok fazla benzerlikler taşımaktadır. Zerdüşt kırk beş gün süren bir halvete çekilişin ardından ruhsal bir yükseliş yaşar, melekler tarafından cehennem ve cennete götürülür ve burada ilahi bilgileri alır. Melekler Zerdüşt’ün göğsünü yarmış; içindekileri çıkarıp temizlemiş ve tekrar yerine koymuştur. Bu şekilde temizlenen Zerdüşt insanları Hayır Dini'ne davet etmesi için görevlendirilmiştir. Bu tanıdık anlatı, farklı dinlerdeki miraç temalarıyla paralellik göstermekte ve bizdeki anlatıya da kaynaklık etmektedir.
Müslümanların, diğer peygamberlerin mucizesi var bizim peygamberimizin neden olmasın kompleksi yüzünden, ısrarla bize mucize diye takdim edilen Miraç rivayetlerinin tutarsızlığına birkaç örnek:
Müşriklerin Hz. Peygamberden mucize isteklerinin reddedildiği ve Hz. Peygamber'e “hissi mucize” verilmediği Kur’an’da açık ve sarâhaten belirtilmesine rağmen, Müslümanların Miraç rivayetlerini doğru kabul etmeleri sorunludur.
Miraç hediyesi olarak takdim edilen Bakara suresinin son ayetleri medenîdir. Miraç ise güya Hicretten önce Mekke’de gerçekleşmiştir. Tutarsızlık aşikârdır.
Hz. Musa'nın akıl vermesi ile 50 vakit namazı 5 vakte indirme sürecinde sergilenen Allah ile pazarlık yapan, yani onun emrine itaat etmeyen; itiraz eden ve güvenilirliğine helal gelen bir Peygamber portresi. Hz Muhammed’in ölü olan tüm peygamberlerle göğün farklı katmanlarında tek tek görüşmesi ve onlara imamlık yapması da ayrı bir garabet.
Necm suresindeki ilk vahiy tecrübesinin anlatıldığı Cebrail ile görüşme olayının bağlamından kopartılarak Hz. Peygamberin Allah ile görüştüğü iddiası.
Konu ile ilgili örnekleri ve din dışı anlatımları çoğaltmak mümkün ama sonuç olarak olayı şöyle bağlayabiliriz: İbn-i Sad gibi en erken döneme ait kaynaklarda ve Hiçrî 220 yılına kadar Miraç’tan bahseden tek bir hadis yoktur! Yani bu tarihe kadar henüz Hz Peygambere binlerce mucize uydurulup isnat edilmemiştir. Bu tarihe kadar evliyaların kerameti de söz konusu değildir! Ne zaman ki genişleyen İslam coğrafyası ve fetihler nedeniyle, farklı kültürlerle temasa geçen Müslümanlar Budist rahiplerle ve Hıristiyan Azizlerle karşılaştılar o vakit keramet ve mucize furyası aldı başını gitti. Mi'rac anlatısı da bu dönemde Hz. Peygamber'in diğer peygamberlerden üstün olduğu amacıyla kurgulanmıştır.
Mi’rac anlatıları, Kur’an’a dayanmadığı ve ondan referans almadığı gibi vahiyle de çelişen unsurlar içermektedir. Bu anlatı zaman itibariyle de İsrâ olayından sonra değil daha önceki döneme ait bir hikâyedir. Büyük ölçüde Zerdüştlük ve diğer dinlerdeki göğe yükseliş motiflerinden esinlenerek oluşturulmuştur.
İsrafil Balcı, Mi’raç anlatısının en erken hicretten 210 yıl sonra ölen Abdurrezzak’ın tefsirinde geçtiğini ve sahabenin böyle bir olayı bilmediğini söylüyor. Ayrıca, Buhari’deki rivayetlerin hepsinde göğe yükselmenin Kudüs’ten değil Mekke’den gerçekleştiği ifade ediliyor. Şu halde Mi’raç’ın İsrâ olayının devamı olamayacağı söylenebilir.
Bazı tarihçiler İsra olayında bahsedilen Mescid-i Aksa'nın Kudüs'teki mescid değil, Mekke’ye yürüme mesafesiyle 8 mil uzaklıktaki eski bir mescit olduğu kanaatinde. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in Mekke’den Cirane vadisindeki Mescid-i Aksa'ya (Uzak Mescid) yaptığı gece yürüyüşü birileri tarafından mucizevi bir şekle sokulmuş ve Miraç ile birleştirilmiştir.
Miraç ile ilgili hadislerin tamamı uydurmadır. Çünkü bu rivayetler Kur'an ayetleriyle çelişmekte ve Peygamber'in davet metoduyla da uyuşmamaktadır. Kaldı ki müşriklerin “Peygamber’in göğe yükselme” talebi reddedilmiş ve bunun ancak Allah’ın dilemesi ile mümkün olacağı vurgulanmıştır (17/İsra: 90-93).
Olaya başka bir açıdan baktığımızda Hz. Peygamberin davetinde mucizeye başvurma yöntemi yoktur. Zaman zaman bunu arzu etmesine rağmen müşriklerin mucize istekleri her defasında geri çevirmiştir. Kaldı ki Miraç hadisesi sadece Hz. Peygamber tarafından tecrübe edilmiş ve insanların gözleri önünde gerçekleşmediğinden müşrikler üzerinde bir etkisi olmayacaktır. Hâlbuki mucizenin olmazsa olmaz şartı insanlar tarafından gözlemlenebilir bir olay olmasıdır.
Kur’ân, İsrâ’dan bahseder, Mi’râcdan bahsetmez. Bu nedenle anlatıyı bir yana bırakıp İsrâ suresinin 22 ila 37. ayetlerinde dile getirilen on iki mesaja kulak verelim:
1. Allah ile birlikte başka varlıklara tapmayın ve yalnızca ona kulluk edin.
2. Ana ve babanıza iyi davranın. Onları incitmeyin.
3. Akrabaya, yolcuyla ve yolda kalmışa hakkını verin.
4. Tasadduk yaparken ne savurganlık yapın ne de cimri olun.
5. Rızıklarını temin edememe korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Çocuk katili olmayın.
6. Zina yapmak şöyle dursun semtine bile yaklaşmayın.
7. Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin.
8. Yetimin malını yemeyin.
9. Ahde vefa gösterip verdiğiniz sözlerin arkasında olun.
10. Ölçü ve tartıda hile yapmayın. Doğru ölçün, tam tartın.
11. Bilmediğiniz konuların ardına düşmeyin, gizliyi saklıyı araştırmayın ki sorumlu olmayasınız.
12. Başınız göğe erecekmiş gibi böbürlenerek yürümeyin.