Ömer YILDIZ


KADİR GECESİ!

Ömer YILDIZ yazdı...


Kadir Gecesi: Anlamı ve Eleştirel Yaklaşımlar

Kadir Gecesi İslam inancında Kur'an'ın vahyedilmeye başlandığı gece olarak kabul edilir. Bu gece Ramazan ayının son on günü içinde aranır ve genellikle 27. geceye denk geldiği düşünülür. Ancak kesin bir tarihi yoktur; önemli olan bu geceyi anlam ve amaca uygun şekilde değerlendirmektir.

Temel Özellikler ve Dini Referanslar

Kur'an'ın İnişi:Kur'ân, insanlara bir rehber, bu rehberliğin apaçık delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Ramazan ayında indirilmiştir (Bakara: 185). Kur’an’ın inmeye başladığı gece olan Kadir gecesi  "bin aydan daha hayırlı" olan bir gecedir (Kadir: 1-5) “Bin aydan hayırlı olma”  Kur’an merkezli bir “yücelik”tir.  Zira insanlığın hidayet ve kurtuluş rehberi olan ilahi mesajların inmesiyle gece değer kazanmıştır.  Gecenin bin aydan hayırlı olması Kur'an'ı bize taşıyan gece olmasından dolayıdır. 

Kader ve Ölçü: Kur’an’da “kader” kavramı Yüce Allah’ın yaratma sanatındaki ölçü, tertip ve düzenini ifade eder (Kamer: 49). Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır. Varoluş Allah’ın genel yasalarına yani Sünnetullah’a uygun olarak gerçekleşir. Olup biten her şeyin varoluş yasalarını koyan Allah’tır. İradeli bir varlık olan insan ise sorumluluk alanlarına girenler işlerin fâilidir.

Geleneksel Yaklaşımlara Eleştiriler

Ritüel Odaklılık:

Hz. Aişe Annemiz Peygamberimize sorar: Ya Rasulüllah bir gecenin Kadir Gecesi olduğunu bilsem ne yapmam gerekir? Peygamberimiz: “Ya Rabbi sen affedicisin affetmeyi seversin beni de affet diye dua et” şeklinde cevap verir. Görüleceği gibi peygamberimizin cevabı her zaman ve her gece yapılabilecek türden bir duadır. Şu halde Kadir Gecesine özel bir durum ve ibadet şekli yoktur. Eğer Peygamberimiz Kadir Gecesinde sair günlerden farklı bir ibadet yapsaydı veya bu geceye münhasıran yoğunlaştırılmış bir ibadet söz konusu olsaydı, bunu mutlaka Aişe Annemiz veya diğer hanımları fark eder ve bize naklederlerdi.

Kadir Gecesini yoğunlaştırılmış bir ibadet ile sevap kazanma fırsatı olarak düşünme sıkıntılı bir anlayıştır. Zira yıl boyu günah işleyip bir gecede ibadetle affedilmeyi beklemek, İslam'ın süreklilik gerektiren sorumluluk anlayışıyla çelişir. Böyle bir bedevacılık İslam’da yoktur.

Bid'at ve Kültürel Etkiler:

Kandil gecelerinde yapılan ekstra ibadetler (100 rekât namaz, özel dualar) dinî bir dayanaktan ziyade kültürel birer ritüeldir. Zira ibadetlerin şekli ve zamanı ancak Kur'an ve pratiği sünnetle belirlenir. Buna rağmen Resûlüllah’ın takvası yetersiz görülerek Kadir Gecesinin ihyası bağlamında bir dizine nafile namaz ve tesbihat uydurma yoluna gidilmiştir. 

Muhasebe ve Bilinç:

Kadir Gecesi, kişinin hayatını Kur'anî ölçülerle sorguladığı bir muhasebe zamanı olmalıdır. "Pratiklerimiz ilahi ölçülere uygun mu?", "Kur'an hayatımızda ne kadar yer alıyor?" gibi sorularla iç hesaplaşma yapılmalıdır.

Önerilen Yaklaşım

Süreklilik ve Samimiyet: İslam, belirli gün ve gecelere indirgenemez. Kadir Gecesi yıl boyu süren bir kulluk bilincinin parçası olarak görülmeli; dua, tevbe ve adalet mücadelesi hayatın her anına yayılmalıdır.

Eylem ve Sorumluluk: Allah'ın affı, pasif bir bekleyişle değil, samimi bir çaba ve toplumsal sorumlulukla talep edilmelidir. Sünnetullah (Allah'ın evrensel yasaları), insanın harekete geçmesini gerektirir.

Sonuç

Kadir Gecesi, Kur'an'ın günlük hayatımız için rehber olarak benimsendiği bir bilinçlenme anıdır. Geleneksel ritüellerin ötesinde, bu gece kişinin kendini, toplumu ve dünyayı dönüştürme azmini yeniden gözden geçirdiği bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. İslam'ın özü yoğunlaştırılmış ritüellerin icra edildiği "kandil dini" değil, adalet, emek ve ahlak temelinde sürekli bir mücadeledir.

Kur’an’ı hedeflerine uygun olarak, bugünkü hayatımıza dair bireysel, toplumsal ve küresel ahlâkî dersler çıkarma amaçlı olarak okumamız gerekir. Okumakla kalmayıp bireysel ve toplumsal kurtuluşumuz için hukuki normlar oluşturmalı ve uygulamalıyız.

Mustafa Çağrıcı Hocanın ifadesi ile günümüzde müslüman dünyanın bu hayırlı amaca ulaşmamasına engel olan en büyük sorun; Kur’an metninin amacı yani içerdiği iyilikler (mesâlih) ve amaçlar (makasıd) yerine, metnin lafzına ve zahirine odaklanan bin yıl öncesinden kalma bilgi tasavvurumuzla bugüne ait sorunları çözmeye kalkışmamızdır.   

Sonuçta Müslümanlar, halklarıyla ve yöneticileriyle, yoksulları ve genel olarak dezavantajlı zümreleri temel insan hakları bakımından koruma altına alan bir hukuk öğretisi ve pratiği oluşturmalıdırlar; nassın esas gayesi budur; aksi halde Müslümanlığımız lafta kalır.